“Tarihin Bütün Maliyetini Geleceğe Taşıyamayız”

Cuma, Haziran 28th, 2013 @ 11:32AM

Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı sayın Süleyman Soylu, dün gece Habertürk Tv’de Didem Arslan’ın hazırlayıp sunduğu Türkiye’nin Nabzı programına katıldı. Soylu, Akil İnsanlar Heyeti’nin toplum nezdindeki kredilerinin üzerinden Türkiye’nin en yakıcı meselesine çare üretmeye çalışarak çok önemli bir görev ifa ettiklerini belirtti.

Akil insanlar raporlarının, çözüm sürecinde nasıl ışık tutacağı şeklindeki bir soru üzerin Süleyman Soylu şu değerlendirmelerde bulundu:

“Türkiye çözüm süreci ile birlikte, asrın adımını atıyor. Bu şu demek: Cumhuriyet kurulduktan sonra, kurulum aşamasıyla birlikte çok ciddi bir hareketlilik başladı ama maalesef daha sonraki süreçlerde çeşitli travmalar yaşadık. Şeyh Sait isyanı, İslikipli Atıf Hoca, Dersim meseleleri ve 1960 darbesi, 1971 vs. Hep böyle, “iyi yaşanmayan” bir film şeridi gibi. Türkiye bu işlerden çok yoruldu. Bunların hepsinin tamiri gerekir. Hamido’nun katledilmesinden tutun Kahramanmaraş olaylarına kadar toplumumuzun travma geçirmeyen, örselenmeyen hiçbir kesimi kalmadı. 20.yüzyıl, bize hep farklılıkları aşağı çeken bir yapıda, onları törpüleyen bir fikirle geldi. Oysa 21.yüzyıl öyle değil. 21.Yüzyılda “softpower” yani “yumuşak güç” denilen, birşey ortaya çıktı. Bir ülkede ne kadar çok farklı zenginlikler  varsa; etrafındaki bütün coğrafyaya, bütün dünyaya onu yumuşak bir güç olarak ve elindeki en temel avantajı olarak ortaya koyabildiği bir dünyadayız. Diyelim ki Kürt’ün, Alevi’nin, dindarın  varlığı, 20.yüzyılda  bir ülke için dezavantajsa şimdi 21.yüzyıl dünyasında farkılıkların zenginliklerin çoğulculuğun bir avantaj olduğu dünyaya geldik. Bunu yaparken de elbette ki bir taraftan  da o karşı karşıya kaldığımız travmaları tamir etmemiz gerekir.”

“Çözüm süreci denilen süreçten önce birçok siyasi parti vardı Türkiye’de. Kürt meselesi, birçok siyasi partiyi tarihin derinliklerine atmıştır. Bir düşünün: Bir siyasi parti, %50 civarında bir oya sahip ve diğer siyasi partiler ile arasında ciddi bir rekabet sözkonusu ve kendi siyaseti açısından da en kritik dönemine giriyor. Ne demek bu? Üç seçim üst üste yaşanacak. 2014’te Yerel Seçimler ve Cumhurbaşkanlığı Seçimi. Üstelik cumhurbaşkanlığı seçiminin de kendi adına çok önemli bir adımı var; bu topraklarda, Osmanlı ve Selçuklu da dahil, geniş taban, halk, ilk kez kendi devlet başkanını seçecek. Dış etkilerden arınmış bir şekilde ve birtakım meclis oyunlarından, dayatmalarından arınmış şekilde. Ondan sonra bir de genel seçim var. Cumhuriyetin ve Ak Parti’nin ortaya koyduğu 2023 hedefleri  sözkonusu. Dünyada bu siyasetler şöyle yapılır; Amerika’da da, Avrupa’da da, son bir yıla girdiğiniz zaman ufak tefek restorasyonlar yaparsınız. İmaj düzeltirsiniz, rotüşlar ortaya koyarsınız. Oysa Ak Parti toplumsal kabulu, tam anlamıyla birlikte , yeni bir meselenin, köklü bir meselenin, hepimize acı veren ve Türkiye’nin büyümesini engelleyen bir meselenin çözümüne vakfetti. Herşeyden önce bu, siyasal açıdan büyük bir risktir. Ama bunu bugün yapıyor değil.”

Terör örgütünün çekilme süreci, tamamlanan kısım ve sonraki aşamanın ne olacağı ile ilgili bir soruya da Soylu, şöyle cevap verdi:

“Meseleyi birinci, ikinci üçüncü aşama olarak nitelendirmemek lazım. Meseleyi bir demokratikleşme meselesi olarak görmek lazım. Türkiye 2002 yılı başından itibaren, özellikle OHAL’in kaldırılmasından en son değişikliklere kadar –DGM’lerin kaldırılması, Kürt diline ait klasiklerin Türkiye ile buluşması, TRT Şeş vs.- birçok adım atıldı.   Burada, bugüne kadar ötekileştirilmiş bir kesimin, tekrar Türkiye’de toplumsal iktidarın ortağı yapılması konusunda net bir irade ortaya koyulmuştur.  Neydi meselemiz? Türkiye’de dindarlar ötekileştirilmişti, uzun süreden beri. DP iktidarı, sonra Rahmetli Özal, sonrasında Refah Partisi iktidarı ile beraber dindarların merkeze gelmesi sağlandı. Şimdi, Kürtlerin merkeze gelmesi sağlandı. Ötekileştirilmesinden arındırılması sağlandı. Bundan sonraki hedef, Alevilerin de merkeze gelmesinin sağlanmasıdır. Aslında bütün bu aşamaları esas itibarıyla Türkiye 2002 yılından itibaren yapmaktadır.  Sadece burada yeni bir süreç başladı. Bir taraftan terör örgütü silah bırakacak, nerede bırakacak, burada bırakacak ve Türkiye topraklarının dışına çıkacak. Ondan sonra da terör örgütü silah bıraktıktan sonra da Türkiye’de bu işlere bulaşmamış insanlar bir şekilde ülkemizin siyasetine girmek isterse siyasetine girer, yaşamak isterse yaşar.

ACILARIN ÜZERİNDEN BİR ÇÖZÜM GETİRMEK KOLAY DEĞİLDİR.

Bence bu sürecin ana unsurlarından bir tanesi şudur. Bir taraftan hükümetin burada bir iradesi var, Ak Parti’nin de bir siyasi iradesi var. Ve toplumun da bu konunun çözülmesine yönelik bir siyasi iradesi var. Biz sürekli anketlerle ve araştırmalarla da bu konuyu takip ediyoruz. Şu rakam, Türkiye’nin geleceğini rahatlatıcı bir rakamdır: Neredeyse  doğu ve güneydoğu Anadolu’da Kürt vatandaşlarınımızın % 90’a yakını bu meselenin bu noktaya gelmesinden rahatlar ve çözümü destekliyorlar. İlk kez böyle bir mutabakat sözkonusu ve biz bu mutabakatı iyi yönetmeliyiz. Çözüm süreci dediğimiz meselede binlerce evde, binlerce ocağımızda acı tütmüş. Binlerce insan kendi evladına, nişanlısına, kardeşine hasret kalmış. Şimdi bütün bunları çok kısa bir süreç içerisinde değerlendirme ve bu acıların üstesinden ortaya bir çözüm getirmek kolay bir iş değildir. Önemli olan buna talip olmaktır. Bu talipliğin desteklenmesi gerekir. Burada biz siyasi partilere karşı da çok açık, şeffaf ve demokratik olduk. Topluma karşı da öyle. Topluma karşı bu açıklığı  ortaya koymuyorsak akil insanlar neden toplumla    buluşuyorlar. Ve bu insanlar toplumla buluşurken biz bunların önüne bir reçete de koymadık. Bana göre çok önemli, çok büyük bir vazifeyi ifa ettiler.  Bir taraftan bu meselenin kendi sürecini yönettiler, öteki taraftan kendilerinin toplum üzerinde bulunan kredilerinin üzerinden -ben buna bir dervişlik diyorum- Türkiye’nin en yakıcı meselesine çare üretmeye çalıştılar. Bunların hepsi pozitif yaklaşımlarla olur.”

Akil insanlar heyetinde yaşanan bazı istifalara ilişkin bir soru üzerine Süleyman Soylu, şu ifadelere yer verdi:

“Bunlar normal şeyler. Ak Parti burada “şu insanlar bizim lehimizde bir çalışma ortaya koyacaklar, bunlar koymayacaklar” diye bir değerlendirme yapmadı ki. Hemen hemen her sivil toplum örgütünden, kendi düşüncesine uyan veya uymayan, orada bir çoğulculuğu ortaya koyan bir değerlendirme ortaya koymuştur. Farklı düşünceler, farklı meslekler, farklı gruplar, farklı aydınlar… Bu aydınların hepsinin geçmişte kendine ait düşünceleri var. Bu düşüncelerin, Ak Parti’nin kendi düşüncesiyle örtüşmesi de mümkün değil ama burada geleceğimize ait bir mesele var. Benim okuduğum kadarıyla Baskın Oran Bey’in istifası da çözüm sürecine yönelik bir istifa değil, son olaylara yönelik bir istifadır. Öteki türlü de olabilirdi. Biz burada niye istifa etti, nasıl böyle birşey yapar gibi bir değerlendirmenin içinde de değiliz. Onun dışında bütün katılımcılar oradaydılar. Önemli olan bu süreçte elde ettikleri o kazanımları ve o değerlendirmeleri, o tecrübeleri, o bilgiyi hükümetle, devletle paylaşmalarıydı. Bana göre, benim okuduğum raporlar kadarıyla –kamuoyuna ne kadar yansımışsa ben de o kadar okudum- toplumun çeşitli görüşlerini, farklı farklı değerlendirmelerini, her düşünceden ayrı insanların ortaya koymuş oldukları endişeleri, talepleri, istekleri, arzuları, korkuları yansıttılar. İyi bir işlev de ortaya koydular. Eğer bu mesele çözülürse –ki inşallah çözülecek- bana göre akil insanlar da bu meselenin çözümünde çok önemli rol oynayarak tarihteki yerlerini alacaklar. Türkiye’nin siyasetin dışında bu tip tarafsız etkenlere ihtiyacı var. Meseleye farklı gözlerle bakan, sadece siyaset dengine çekip biz haklıyız siz haklıyız gibi bir negatif dil kullanmak yerine olayın pozitif yönünde durmak lazım.  Üstelik bu heyetteki insanlar ne türlü sıkıntılarla karşı karşıya kaldılar. Gittikleri her yerde dar bir grup, ufak bir grup da olsa Türk bayraklarıyla protesto edildiler. Oysa yapmak istedikleri şey, Ayyıldızlı bayrağımızın çok daha iyi dalgalanmasını sağlayabilmek. Daha itibarlı, dünyanın her tarafında daha iyi kendini anlatabilen bir Türkiye’yi ortaya koyabilmekti. Ve bana göre bu süreç çok iyi ilerliyor.”

 “Aleviler, Kürtler merkeze çekildikten sonra hepsinin kendine ait partileri mi olacak yoksa siz mi onları sahiplenmek istiyorsunuz?” şeklinde gelen bir soru üzerine Süleyman Soylu;

“Birincisi; bütün şu anda işlevsel olarak siyasetin içinde bulunan siyasi partiler bu hedefleri ortaya koyabilirler. İkincisi; farklı kesimler, farklı siyasi partiler oluşturabilirler, eğer öyle bir toplumsal taban bulabilirlerse. Elbette ki biz, toplumda %100’üne yönelik, kendi partimiz içinde bunların temsiline, bütün kesimlerin temsiline talip oluruz. Sebep şu ki, bu kesimlerin hepsi sadece bu Anadolu coğrafyasında yoklar. Etrafımızdaki bütün coğrafyada varlar. Eğer Anadolu coğrafyası bütün bunların labaratuarını oluşturan ve yüzlerce yıldır bir millet kavramı içerisinde birbiriyle olan ilişkisini devam ettiren, bunu test eden ve bu testten de başarıyla geçmiş bir anlayış. Son zamanlarda bu ihtilafları ortaya çıkararak aramızdaki bu ihtilafların derinleşmesine sebep olan bütün nedenleri de sonuçlarıyla beraber biz ortadan kaldırmak zorundayız. Yani tarihin bütün maliyetini geleceğe taşiyamayız, taşımamalıyız. Tarihin tüm maliyetini geleceğe taşırsak, geleceği oluşturamayız, geleceği yaşayamayız. Oradan aldığımız dersleri, yapmamamız gerekenleri, olağanüstü bir şekilde kulağımıza bir küpe olarak değerlendirmeli ve bu açıdan kendimizi geçmişte yaşanan birtakım hataları yaşanmayacak bir şekilde geleceğe taşıma hedefini ortaya koymalıyız. Çünkü çok hedefimiz var.” şeklinde konuştu.

Henüz Yorum Yazılmamış. İlk Yorumu Yazın
Yorum Yap